Kendinizi değersiz mi hissediyorsunuz?

Değersizliklerimi godzilyon kez yıkıp/yaratımını iptal edebilir miyim? Poc&Pod

Kendinizi değersiz mi hissediyorsunuz?

Bizler doğa güçlerine ve bazı hayvan türlerine oranla doğuştan daha zayıf bir varlıklarız. Bu nedenle hepimizin varoluşunda eksik hissetme duygusu mevcuttur. Çünkü çocukluk dönemimizde güçsüzlük duygularıyla tanışırız.

Erken çocukluk döneminde, güçlü yetişkinler arasında güçsüz hissederiz. Büyümeye başladıkça, bizi güçsüz hissettirenler üzerinde üstünlük kurmaya ve kendi gücümüzü ispatlamaya ihtiyaç duyarız. Doğa kanunları gereği, sürekli çabalamak ve savaşmak gerektiği bilgisi içinde büyürüz.  Çünkü doğanın dengesi böyle işleyecektir. Büyük balık, küçük balığı yutmadan eksikliklerimizi gidermek için didinip dururuz.

Daha akıllı, daha başarılı, daha ince, daha güzel, daha varlıklı , daha güvenilir, daha iyi olmayı hedefledikçe eksikliklerimizle yüzleşmeye başlarız. Yüzleşince de önceden kabullenmediğimiz eksikliklerimizi kabullenir ve onlarla barışabiliriz. Ama bu her zaman sanıldığı kadar kolay olmaz. Eksiklik duygusu ile barışamazsak, eksiklik duygusu bizi motive etmemeye başlayacaktır ve yıkıcı etkileri olan değersizlik duygusu ile yer değiştirecektir. Eksiklik duygusu ve değersizlik duygusu arasındaki fark budur.

Değersizlik duygusu taşıyanlar kötü çocukluk geçirmiş, yeterince sevgi ve şefkat görmemiş, kendisine saygı duyulmamış, fikirleri dinlenmemiş, varlıkları desteklenmemiş, dokunulmamış, duyguları anlaşılmamış çocukluk yaşayanlarda görülür.

 Bir çocuğa değer verilmediğinde o da diğerlerine değer vermeyi öğrenemez.

Ailesi tarafından varlığı reddedilmiştir ve kendisi adeta yoktur. Diğerlerinin yanında dışlanmışlardır. Yok olan şey nasıl değerli olabilir ki?

Değersizlik duygusu içindeyken, diğerlerini kendilerinden ve olduğundan daha üstün görüp yüceltme ya da aşağılayıp küçümseme eğilimleri vardır. Böylece birisini aşağıladıkça kendisini değerli hissetmeye başlayacaklardır ve özünde kendileri de bilinçaltında küçümsenmekten korkuyorlardır.Yücelttikleri insanlara farkında olmadan bir düşmanlık, kin ve nefret beslerler. Yücelttikleri kişinin bir açığını gördüklerinde,  biriken farkında olmadıkları düşmanca hisler ve düşünceler ortaya çıkar. Daha önceki hayranlıklarının tam tersi olarak inandıkları herşeyi bir anda yıkarlar. Reddedildikçe o insanlara daha çok önem veririrler, kendilerini sevdirmeye çalışırlar. Kendilerini kabul edenlere karşı küçümseyici davranışlar içine girebilirler.

Kendisini kabul edenler de otomatik olarak onun gibi değersizdir.

Hayatın içerisinde zorunlu olarak, çeşitli kimliklerimize maskelerimize sahibiz. Kurumsal kimliğimiz, ebeveyn kimliğimiz, arkadaş, evlat gibi kimliklerimizle toplumun onayına ihtiyaç duyup, özümüzü maskeliyoruz. Önemli olan bu kimlikleri ayırdedebilmek. Yoksa kendimize yabancılaşırız.

Kim olduğumuzu, nasıl biri olmamız gerektiğini düşünmek çatışma yaratır ve bunların hepsi değersizlik duygusundan kaynaklanmaktadır.

Özünde; vicdan, etik olmak, dürüst olmak gibi değerleri taşıyanlar, entrikalı, yalan dolu dış dünyadaki seçtiği bir kurumsal kimlikten ötürü; başarı, kariyer ya da paraya katlanmış olabilir ancak bir süre sonra kendisine yabancılaşacak, katlanmış olduğu bu yaşantı artık kendisine anlamsız, boş ve zevksiz gelmeye başlayacağı için kendisini değersiz hissedecektir.

Bir içeceğin tanıtımını yapan kişi tanıtım seminerinde bir katılımcı tarafından sorulan “Peki siz çocuğunuza bu içeceği içiriyor musunuz?” sorusuna “Hayır çocuğuma içirmiyorum” yanıtını verdikten sonra, kendi profesyonel kimliğinin artık özbenliği ile çatışmasına tahammül edemediği ile yüzleşip mesleğine son vermişti. 

Kendi özünüzü ve gerçek değerinizi anlamanız için, kendinize ait tüm gerçeklerinizi ve inançlarınızı kabullenmeniz ve kendinizle ilgili bilinçaltında biriken yükleri bilinçli bir şekilde ortaya çıkarmanız gerekmektedir. Bazen bir ayrılık, işten çıkarılma, bir kaza, bir boşanma, bir kriz, kendi işyerini açma, bir aşk değişecektir.

Kendi özbenliğinin gerçekleriyle yüzleşenler, içindeki kimliklerle çatışmaz ve kendisini her haliyle kabul ederek, çocukluk hikayesi her ne olursa olsun kendisine değer verir.

Kendisine ve çevresine daha duyarlı olur. Bunu farketmeden yaşayanlar ise, içindeki tüm beğenmediği karanlık yanlarını karşısındakine aynalarla yansıtır, onlara karşı önyargılıdır, bağışlayıcı değildir aşağılar, huzursuzdur.

Değersizlik duygusu içinde  özbenlik farkedilmez ve etrafa karşı daha çok çaba harcanır insan kendisini tüketebilir.

Değersizlik duygusu kişiyi bencilleştirebilir, kendi üstünlüğünü sağlamak için, diğerlerini aşağılamak için, daha zararlı davranışlara girebilir. Dış dünya tarafından saygınlık kazanmak istemesine rağmen, bazen neden dışlandığını bir türlü anlayamaz.

Özel ilişkilerinde de dengesizlikler sergilerler. Ya çok samimi ve canayakın olur üstünlüğünü ispat etmek ister. Ya da kendisini üstün hissettirmediklerinde o insanlardan,o ortamlardan uzaklaşırlar.

Herkesin kendilerini sevmesi, kendilerine hayran olması gerektiğini düşünürler. Herkesin kendilerini onaylamasına, yhaklı bulmasına ve doğrulamasına ihtiyaçları vardır. Takdirden,övgüden, pohpohlanmaktan çok Davranışlarının nedenini anlamaya ihtiyaç duymaz, yaşadığı tüm hataları kısır döngüde tekrar eder dururlar.Yanlışlarından ders çıkaramadıklarından bu sefer kendilerini yargılarlar. Kıyaslama ve kıskançlık duyguları artar ve kendi özbenliğine bir türlü ulaşamazlar. Kendisi için vakit, zaman, enerji ayıramaz hale gelirler. Önceliklerini farkedemezler.

Değersizlik duygusu, aynı zamanda sosyo ekonomik duruma, kültüre, örf adetlere göre de kadına ve erkeğe kimlikler yükleyebilir. Erkek çocuk doğurmanın kız çocuk doğurmaktan daha değerli olduğu ya da erkeklerin güçlü kimliklerinin onları beklentiye soktuğu durumlarda da ciddi değersizlik duyguları baş gösterir.

Eğer bizler özbenliğimizin, varoluşumuzun getirdiği sorunlarla yüzleşebiliyorsak, kim olduğumuzu nelere inanıp, nelere değer verdiğimizi biliyorsak, kötü ve yetersiz bir sevgi ile büyütülmüş dahi olsak, seçtiğimiz kimliklerle özbenliğimiz örtüşüyorsa, geçmişteki değersizliğimizle barışabiliyorsak,  daha huzurlu, sakin, iyi ve kendisini değerli gören iyi bir yetişkin olabiliriz.

İçimizde eksik, çaresiz yanları keşfettiğimizde bu zorlukların bizi daha iyiye dönüştürebileceğini deneyimleyebiliriz.

Güçlükler güçsüz hissettirebilir ancak cesaretli olmayı da öğretir. Onaylanmaya ihtiyaç duymadan, eksikliklerimizle yüzleşelim. Kusurlarımızı yanlışlarımızı sevelim ve öğrenelim.

Bilinçle emek verdiğimizde, kendimizi her halinizle sevip kabul ettiğinizde değişim başlar.

Böylece diğerlerine daha bağışlayıcı, esnek, anlayışlı olacak onları da kusurlarıyla kabulleniriz.

Seray Şengel Akgün